29 Mayıs 2013 Çarşamba

YABANCI - ALBERT CAMUS

           Gecenin sakin saatlerinde okunup, düşüncelerle gün ışığına varmaya değecek bir kitap bence.
Kitabı elinizden bıraktığınızda sorgulamalar başlıyor. Kendi tavrınızı, size dayatılanları, aynı tornadan çıkmış insan toplulukları oluşturulmaya çalışılmasını, varoluşçuluğu... Kısaca "SAÇMA" yı sorguluyorsunuz.
          Neden; yaşanan sevgiler, hüzünler, acılar, olaylar karşısında tepkilerimiz aynı olmalı? Başkalarına göre olabilmek mi iyi olmak? Kendin olmak seni kötü insan mı yapıyor?
Roman da Mersault, işlediği cinayetten önce annesinin ölümündeki davranışlarıyla, kabullenişiyle yargılanıyor mahkemede öncelikle. Duygusuzlukla, soğukkanlılıkla suçlanıyor ve konunun özüne gelene kadar bu davranışlarıyla akıllarda zaten idama mahkum ediliyor. Yaşam sürecinde kime zarar verip, vermediğine bakılmaksızın, kendi olduğu, hissettiği gibi davrandığı için...
         Sayfalar tükenirken kendime de sordum: "2. 3. kişilere zararı dokunmadan, sadece kendi olduğu için bana değişik gelen davranışlarda bulunanlara, ben nasıl bakıyorum? Bana nasıl bakılıyor?".
Kendin olabilmeyi sözde, yürekte destekleyenler olsak ta sanırım çoğumuzun bu hataya düştüğü oluyor, hemen yargılamalar başlıyor. Kimimiz az, kimimiz çok.
Hatalarımı değerlendirirken ne kadar dikkat etmeye çalışsam da, ebeveyn olarak davranışlarımı düşündüm. Bir çoğumuz çocuklarımızda kendimizi görmeye çalışarak bu hataya düşüyoruz kanımca. Bize yansıyan o aynı tornadan çıkma öğretisini, belki bilerek, belki de farkında olmadan bizde çocuklarımıza yansıtıyoruz.
       Unutmamalıyız ki, yaşam bir kere, kendin olmak bir kere!
       Ve kendi olabilmek herkesin en doğal hakkı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Translate

Google+ Badge

Google+ Followers